Paşa Lakaplı komutan kimdir ?

Sevval

New member
“Paşa” Lakaplı Komutan Zekeriya Kuzu Kimdir? Toplumsal Cinsiyet, Irk ve Sınıf Üzerinden Bir Değerlendirme

“Paşa” Lakaplı Komutan Kimdir? Zekeriya Kuzu’nun Hikâyesine Sosyolojik Bir Bakış

Bir askere “Paşa” denmesi ilk bakışta sıradan bir lakap gibi görünebilir. Fakat Türkiye’de “paşa” kelimesinin taşıdığı tarihsel ve kültürel anlamı düşündüğümüzde, bu kelimenin yalnızca bir hitap biçimi olmadığını fark ediyoruz. Özellikle askerî hiyerarşi, erkeklik, otorite ve sınıf ilişkileri söz konusu olduğunda, böyle bir lakap kişinin toplumdaki konumuna dair çok daha geniş bir tartışmanın kapısını açabiliyor.

Burada söz konusu kişi, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik suikast girişimine katılan eski astsubay başçavuş Zekeriya Kuzu’dur. Kuzu, kamuoyunda “Paşa” ve daha sonra yakalandığı menfez nedeniyle “Menfez Paşası” olarak anılmıştır. Ancak önemli bir ayrıntı var: Kuzu aslında general veya paşa rütbesinde değildi. Dönemin Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanı Tümgeneral Kubilay Selçuk, 2017’deki duruşmada Kuzu’ya “Paşa” diye hitap ettiğini kabul etmiş ve bunun özel bir nedeni olmadığını, başka personele de zaman zaman böyle hitap ettiğini söylemiştir.

Dolayısıyla “Paşa lakaplı komutan” ifadesini kullanırken rütbe ile lakabı birbirinden ayırmak gerekiyor. Kuzu, astsubay başçavuştu; “Paşa” ise resmî rütbesi değil, kendisine yöneltilen bir hitaptı.

Zekeriya Kuzu Hakkında Bilinenler

Zekeriya Kuzu, 15 Temmuz 2016 gecesi Marmaris’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bulunduğu otele yönelik saldırı girişiminde yer alan ekip içerisinde bulundu. Anadolu Ajansı’nın mahkeme ve soruşturma sürecine ilişkin aktardığı bilgilere göre Kuzu, Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığında görev yapıyordu ve soruşturma sürecinde örgütün “üs imamı” olduğu iddiasıyla gündeme geldi. Kuzu, savcılık ifadesinde 2005-2006 yıllarında FETÖ ile bağlantı kurduğunu ve daha sonraki yıllarda farklı kişiler aracılığıyla bu çevreyle ilişkisini sürdürdüğünü anlatmıştı.

Fakat yargılama sırasında önceki ifadelerinin önemli bölümünü reddetti. Mahkemede, emniyet ve savcılıkta verdiği ifadelerin baskı altında oluşturulduğunu ve bunların büyük bölümünün doğru olmadığını savundu. Bu nedenle Kuzu’nun kendi anlatımlarını aktarırken “kesinleşmiş gerçek” ile “sanığın iddiası” arasındaki ayrımı korumak gerekiyor.

2017’de görülen davada Kuzu hakkında dört kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi; ayrıca çeşitli suçlardan toplam 82,5 yıl hapis cezasına hükmedildi. Bu bilgiler, “Paşa” lakabının neden kamuoyunda sıradan bir askerî lakaptan çok daha büyük bir anlam kazandığını da açıklıyor.

“Paşa” Kelimesinin Ardındaki Otorite ve Erkeklik

Burada toplumsal cinsiyet meselesi devreye giriyor.

Askerî kurumlar yalnızca silah, üniforma ve emir-komuta zincirinden oluşmaz. Aynı zamanda belirli erkeklik biçimlerinin üretildiği sosyal alanlardır. Güçlü olmak, dayanıklı olmak, korkuya karşı direnmek, emir vermek, sorumluluk almak ve gerektiğinde şiddet kullanabilmek gibi özellikler tarih boyunca askerî erkeklikle ilişkilendirilmiştir.

Bu durum, “erkekler böyledir” şeklinde basit bir genellemeyle açıklanamaz. Erkeklik tek ve değişmez bir deneyim değildir. Sınıf, eğitim, etnik kimlik, bölge, aile yapısı, meslek ve kurum kültürü farklı erkeklik biçimlerinin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Askerlik üzerine yapılan akademik çalışmalar da bu noktaya dikkat çekiyor. Cambridge University Press’te yayımlanan bir çalışma, askerlik ve erkeklik arasındaki ilişkinin vatandaşlık, devlet ve toplumsal güç ilişkileriyle birlikte düşünülmesi gerektiğini belirtiyor. Askerlik, tarihsel olarak “ideal vatandaş” ile “erkek asker” figürlerini birbirine yaklaştıran bir kurum olarak ele alınabiliyor.

Türkiye bağlamında da benzer bir durum görülüyor. Bedelli askerlik üzerine yapılan akademik bir araştırma, askerlik deneyiminin erkeklik algısıyla bağlantısını incelemiş ve askerliği erkeklik açısından önemli bir toplumsal geçiş aşaması olarak ele almıştır. Araştırma, farklı askerlik biçimlerinin farklı erkeklik pratikleri oluşturabildiğini göstermeye çalışmaktadır.

Bu açıdan “Paşa” hitabı ilginçtir. Bir astsubaya üst düzey askerî rütbeyi çağrıştıran bir ifadeyle seslenilmesi, resmî hiyerarşinin yanında gayriresmî bir statü alanının da var olabileceğini gösterir. Buradan doğrudan “lakap ona güç verdi” sonucuna ulaşamayız. Ancak dilin, kurum içerisindeki statü algısını nasıl etkileyebileceğini tartışabiliriz.

Kadınların Deneyimi Neden Bu Tartışmanın İçinde?

Askerî erkeklik üzerine konuşurken kadınları yalnızca “askerin eşi, annesi veya kızı” olarak düşünmek önemli bir hata olur.

Kadınların militarizm ve askerlik kurumuyla ilişkisi bundan çok daha geniştir. Cambridge University Press’te yayımlanan Türkiye üzerine bir çalışma, kadınların zorunlu askerlik sisteminin doğrudan öznesi olmamalarına rağmen militarizmin kadınların yaşamlarını etkilediğini vurguluyor. Çalışma, kadınların vicdani ret tartışmalarındaki konumunu inceleyerek askerlik ve toplumsal cinsiyet ilişkisinin yalnızca kışla içerisinde yaşanmadığını ortaya koyuyor.

Bu noktada kadınların sosyal yapıların etkilerini deneyimleme biçimlerine empatiyle yaklaşmak gerekiyor. Örneğin bir kadın için “erkek güçlü olmalıdır” şeklindeki toplumsal beklenti, yalnızca erkeklerin üzerinde baskı oluşturmaz. Bu beklenti, aile içindeki iş bölümünü, bakım sorumluluklarını, şiddet algısını ve kadınların karar alma süreçlerindeki konumunu da etkileyebilir.

UN Women verileri Türkiye’de kadınların ücretsiz ev ve bakım işlerine erkeklerden çok daha fazla zaman ayırdığını gösteriyor. Kurumun verilerine göre kadınlar ücretsiz bakım ve ev işlerine zamanlarının yüzde 19,2’sini ayırırken erkeklerde bu oran yüzde 3,7 olarak veriliyor.

Bu nedenle askerî erkeklik yalnızca “erkeklerin dünyası” olarak görülemez. Güç, koruma, fedakârlık ve aile geçindirme gibi roller kadınların yaşamını da doğrudan şekillendirir.

Erkekleri Tek Bir Kalıba Sokmadan Konuşmak

Burada erkeklerle ilgili de önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

“Erkekler ataerkildir” veya “erkekler şiddet yanlısıdır” gibi genellemeler sosyal gerçekliği açıklamak için yetersizdir. Erkekler de toplumsal beklentilerden farklı şekillerde etkilenebilir. Bazıları güç gösterisi yapmaya zorlandığını hissedebilir, bazıları askerlik deneyimini hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olarak görebilir, bazıları ise militarist kültüre mesafeli durabilir.

Türkiye’de vicdani ret konusunu inceleyen araştırmalar, erkeklik normları ile askerlik ve vicdani ret tutumları arasındaki ilişkilerin araştırılabileceğini gösteriyor. 2026’da yayımlanan bir çalışmada erkek rol normları, insan hakları tutumları ve vicdani redde yönelik yaklaşımlar arasındaki ilişkiler incelenmiştir.

Bu nedenle erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı yalnızca “daha fazla erkek sorumluluk alsın” biçiminde düşünülmemeli. Asıl mesele, erkeklerin kendi deneyimlerini de sorgulayabilecekleri alanların oluşturulmasıdır.

Örneğin “Güçlü erkek ağlamaz” yerine “Güçlü olmak gerektiğinde yardım isteyebilmektir” anlayışının yaygınlaşması, hem erkeklerin hem de çevrelerindeki insanların yaşamını değiştirebilir. Askerî kurumlarda da disiplin ile insan onurunun birbirinin karşıtı olmadığı fikri üzerinde durulabilir.
 
Üst